Tuslular giriyor once. Biliyor musun bilmiyorum, bir sarkida sadece piyanonun gucuyle ilgileniyorum. Kolay aglayan biriyken, bir piyano yuzunden gunlerce susmuyorum da.

Kizin surati geliyor onume. Eski bir film. Orada dinlemek zorunda kaldigim icin hatirlamiyorum sarkiyi, sarki yuzunden sahneyi animsiyorum korka korka. Dunyanin en guzel filmi degil, dunyanin en agir filmi. Havaalanlari var.

John cocugun adi. Kizi hatirlamiyorum. Gidenler hatirlaniyor genelde. Seni gittigin icin hatirlamiyorum, ama gidisini hatirlamamak icin her gece en az 15 dakika ugrasiyorum. Gittiginde 90 kilometre ugrasmistim. Dakika cinsinden neye tekabul ettigini bilmiyorum. Dinlememek icin acmadigim 2 liste kadar bir zamandi. Seni evine goturecek kadar bir zamandi. Ama benim burnumun kirmiziligini gecirmeyecek kadar kisaydi.

Cocugun adi John. O da gidiyordu. Mecburiyetten. Irak’a gidiyordu. Cocuk Irak’a gidebiliyordu, ben sana gelemiyordum. Gelemiyordum. Ustelik havaalanlarinda seni opemiyordum da. Ne olacak halbuki, cocuk ta Irak’a gitmis, ben seni opemiyorum.

Dokundugun her sey, her yer bos. Cunku o kanepe sen gel diye alinmis gibi, o sandalye sen otur diye. Arabaya yan koltugu bir gun sen gelirsin diye koymuslar. Koskoca bir restauranti bir gun senle ben karsilikli oturalim diye insa ettiklerini biliyor muydun? Oksuruk suruplari sen ic diye alinmis.

Kalbim cok agir, seni korumaya ihtiyacim var. Beni korumana ihtiyacim var.

Advertisements

IMG_1114

Yeni favorim! Flormar’in Satin Matte serisine ait GS10 rengine bayildim galiba. Insani hic rahatsiz etmeyen bir dokusu ve matligi var. Hal boyleyken saniyorum ki uzun sure favorim olarak devam edecek.

Gun isigindaki rengi ise su sekilde;

IMG_1115

Bugün kozmetik, tatil ya da müzikten biraz daha ciddi bir konudan konuşacağız; kedi sahiplenmek. Son zamanlarda öyle bir trend yükseldi ki, herkes evcil bir hayvana evini açar oldu ki bu benim adıma çok sevindirici bir gelişme. Ancak bugün bu güzelliğin negatif getirilerinden bahsedeceğim;

Bilen bilir, bundan daha önce Pirinç isimli bir Ankara kedisini sahiplenmiştik aile olarak. Benimle değil ailemle yaşıyordu. Pirinç’i sahiplenme sebebimiz sahibinin ahlak dışı bazı davranışlarının komşuları tarafından fark edilmesiydi. Zaten kurtulmak istediği bir hayvanı bizim kucağımıza atmıştı. Pirinç o evde gördüğü psikolojik şiddeti bizim evimizde atlatamadı, tüm çabalarımıza rağmen sürekli bizden korktu. Nitekim bir yılın sonunda havalandırmak için güvenli modda açılmış camdan atlayarak kaçtı. Daha sonra evin etrafında sürekli mama ile beslemeye devam ettik, halen ediyoruz ancak eve gelmeye ikna olmuyor elbette.

Uzun bir süre bir daha evcil hayvan edinmek istemedik, ta ki yine çok zor durumda olduğunu duyduğumuz bir kediye rastlayana kadar. Kısa maceramızda kendisine Turunç ismini koyduğumuz henüz iki haftalık sarman sahibi tarafından mama masrafı bile karşılanamadığı bilgisi ile bize geldi. Evimize getirdiğimizde Turunç’un yaşadığı ortamla ilgili hiçbir bilgimiz yoktu. Meğer bahçede kardeşleriyle ve annesi ile yaşayan bir kedi imiş. Bizimle kaldığı 2 gece boyunca hiç durmadan ağladı. “Alışır ya” diyen tüm hayvansever çevremize inat onu ait olduğu yere, bakımını orada üstlenmek üzere, bıraktık. Henüz arabadayken evini tanıyıp kendini dışarı atmaya çalıştı. Bu kediye bunu yapan kadına bağırdım, çağırdım evet. Siz annenizden, kardeşlerinizden ayrıldığınızda ne hissedersiniz bir düşünün isterim bu noktada. Aidiyet her zaman sizin lehinize olmak zorunda değildir. Bazen hayvan sevginiz, kendinizden çok onu düşünmekle kendini göstermelidir.

Ve bir gün yine telefonum çaldı. Sizinle tanıştırdığım Leo için bu kez. Evinde dayak yiyen bir kediydi Leo. 3 yaşındaki bir kedinin bana asla alışmayacağı gerçeğiyle gittim oraya, bıyıklarının bir tarafı hiç yoktu, evin çocuğu tarafından yolunmuştu çünkü. Evimi açmakta hiç çekinmedim. O gün Leo’yu o evden kaçırmaya karar vermiştim çünkü, sahibini gördüğünde koşarak kaçıyor saklanıyordu. Sahibi çocuğuna engel olamadığını, çok hırpaladığını, divan altından çıkmadığını söyledi. “2-3 hafta sizde de çıkmaz, endişelenmeyin” dedi. Şu an ayaklarımın dibinde uzanan bu iran kedisi bizim evimizde hiç koltuk arkasına saklanmadı. İlk günden beri ten teması için çok hevesli. Sevgi istiyor, ondan sıkılırsa oyun oynuyoruz beraber, canımı acıttığını fark ederse elimi yalayacak kadar naif bir kedi bu.

Şimdi burada negatif ne var diyeceksiniz? Ben Leo’nun resmini ilk koyduğum günden beri cins hayvan saplantılı olmakla suçlanıyorum. Herkes evinde sokak kedisi beslemek zorunda mı bu konuda çok emin değilim. Artık durum öyle yolundan saptı ki, insanlar sokakta rengini beğendiği kedi yavrusunu eve alır hale geldiler. Sürekli sahip duyurusu var sosyal medyanın her köşesinde. Arkadaşlar doğum yapan her kedinin yavrularını, sanki sizinmişçesine ona buna dağıtma hakkına sahip değilsiniz. Nitekim hayvanseverlik de bu değil. Hayvanların hayatını kolaylaştırmak bizim başlıca görevimiz ama onlara saygı duymamak sizi hayvan sevmeyen insanlardan daha aşağılık bir hale getiriyor.

Lütfen doğal habitatı olan yerlerden onları koparmayın, kediler ve köpekler sandığınızdan daha büyük psikolojik yaralar alıyor bu değişimlerden. Çoğu evlerinizden kaçıyor ya da eve zarar verdikleri için zaten tekrar sokağa atılıyor. Aynı zamanda kediler sizin oyuncağınız da değiller, koynunuzda uyumak ve size güzel poz vermek zorunda değiller.

Kediler varoluşsal olarak zaten genetik hastalık taşımaya oldukça yatkınken, insanların evlerinde besleyecekleri hayvanın anne ve babasını tanımak istemesini lütfen artık normal karşılayın. Hasta, muhtaç, yaralı kedileri tenzih ederek söylüyorum ki birkaç günlük hevesiniz için eve aldığınız kediler tırnaklarını ev ortamında koruyamadıkları için tekrar sokağa döndüklerinde açlıktan ölüyor, yemek bulamıyorlar.

Bazı kediler sokaklarındır, unutmayın.

This slideshow requires JavaScript.

Leo’yla tanışmaya ne dersiniz? Henüz birkaç gün önce sahiplendiğimden ancak sizinle tanıştırabiliyorum. Instagramda olanlar için biraz daha erken bir tanışma hazırlamıştık.

Sanırım kendisini severken öldüreceğim, dünyanın en asabi kedisi gibi dursa da kucağı pek seviyoruz. Birlikte uzun uzun yıllarımız olsun!

 

Have you met my little Leo? I’ve just adopted him a few days ago and now it’s time to be acquainted with you.  He seems a little bit upset, i know, but loves my arms. Do you love him?

 

__

Instagram: @burninsupernova

Twitter: @burninsupernova

Mail: dilsahdeniz@yahoo.com

Vitringez: http://www.vitringez.com/blog/author/dilsahdeniz/

Pastırma Yazı: http://pastirmayazisarkilari.wordpress.com/

Processed with VSCOcam with f2 preset

Hala tatile çıkamadım, evet! Bir sahil kasabasında yaşamanın en büyük dezavantajı insanların sürekli sizi tatilde sanmasıdır. Oysa aileniz, işleriniz, çevreniz sahil kasabasında olduğunuz için sizden beklentilerini küçültmez. Aksine okulda yorulduğumdan daha çok yorulurum hep yazları. Ama sanıyorum benim de sıram geliyor. Şimdiden Çeşme’de gidilebilecek güzel yerler, tadına bakılması gereken güzel lezzetler, kola dizmelik güzel incik boncukçu önerilerine ihtiyacım var! “Ben onu bilmem, ama iyi okur iyi dinlerim” diyorsanız yanıma almam gereken kitaplar, şimdiden hazırlamam gereken playlistler de size emanet.

Her türlü fikri aşağıya alıp bir liste yapsak beraber mükemmel olmaz mı?

 

As you expect, now it’s my time for vacation! I can officialy declare it summer! Hope your summer goes well and all of us can behave like kids with sunlight…

 

__

Instagram: @burninsupernova

Twitter: @burninsupernova

Mail: dilsahdeniz@yahoo.com

Vitringez: http://www.vitringez.com/blog/author/dilsahdeniz/

Pastırma Yazı: http://pastirmayazisarkilari.wordpress.com/

IMAG0249Ben çok sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Hiçbir zaman utanç olmadı bizde sevgi göstermek.

Bundan 15 yıl önce gördüğüm sevgiyi, bir daha hiç görmedim ama annemin, babamın gözlerinde. Dersimden çıkarak koşarak hastaneye gittiğimde ne ile karşılaşacağımı bilmeden, sırf sen geleceksin diye alınacak bilgisayarın hayaliyle geçirecektim yarını. Kardeş isteyip istemediğimi hatırlamıyorum pek.

Annemin bir oğlu olması istediğini çok iyi hatırlıyorum. Buna hiç üzülmemiştim ama, onu da hatırlıyorum. İsminin Murat olmasını ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum, çünkü en sevdiğim arkadaşımın kardeşinin adıydı Murat. Onun gibi ol, oyun arkadaşı ol istiyordum.

Ben babamın gözlerinin dolduğunu iki kez hatırlıyorum. Birinin sen daha birkaç saatlikken kucağında olduğunu biliyorum, birinin sünnet olduğun gün olduğunu. Güzel bir lise kazandığını öğrendiğimde nasıl gözlerimin dolduğunu da çok net hatırlıyorum. Ne zaman o kadar büyüdüğünü hatırlayamıyorum.

Çok zaman geçiremedik hiçbir zaman beraber, biliyorum. Ben hep uzaktım ama telefonda “Ne zaman geleceksin?” deyişlerini biliyorum. Ben Ankara’dan hep sabaha karşı döndüm evime, uyanıp yatağından yanıma uzandığını çok hatırlıyorum. Hiçbir zaman aynı olmayacağımızı biliyorum, her zaman anne kokacağını da biliyorum. Bana kalan en büyük emanet olacaksın bir gün, nasıl korurum hiç bilmiyorum.

Babaannem seni kucağıma verdiğinde, “Ama bu çok küçük öpemem ki” dediğimi hatırlıyorum. Daha birkaç ay önce hırkanın artık kollarımdan büyük geldiğini de çok iyi hatırlıyorum. Sen olmasaydın hepimizin bir yanı eksik kalırdı, biliyorum. Küçücük bir aile içinde hiç büyüyemeyeceğin için üzgünüm, en küçücüğümüzsün, en kıymetli kalacaksın, şansına küseceksin.

Kocaman hediyeler aldım ben, küçücükler de boyundan büyük anlamlar taşıyan. Hiçbiri senin kadar güzel olmadı. Sen; annemin, babamın en güzel armağanısın bana. En kötü günde, başında dimdik durmam gerekensin, evi, yurdu olmam gerekensin. Babam olmadığında, başımdaki erkeksin. Annem olmadığında, kocaman adamken annem kokan olacaksın.

İyi ki doğdun miniğim, iyi ki varsın. Her zaman karşı yatağında uyanamayacak ama her zaman yanında olacağım, unutma.

IMG-20131230-WA0021

 

Dokunuyorsun ve senin oluyor. Oyuncak gibi, oyuncağını koyduğun kutu gibi. Hayalini, gülümsemeni koyuyorsun, koydukça boşaltıyorsun.

Kutun gibi, ayırıyorsun küpelerini, siyahları, beyazları. Ayırıyorsun, sevdiklerin, sevmediklerin. Gülüşünü seviyorsun mesela, bencilliğini değil. Katıların hacmi belli de, gaza geçmişsin çoktan. Kokusunu arıyorsun en çok.

Koyuyorsun içine, hayallerinizi, anılarınızı. Almaz ki, boşaltıyorsun bir yandan. Kendini değil, onu. Her şey hak sana, seviyorsun, dokunuyorsun ve senin oluyor. Sen öldürsen de, kanatsan da ona lütfediyorsun. Öyledir aşk, hacmine hükmedemediğini sevmezsin. Bir kez izin verdin mi, sen akarsın o dolduruyor diye.

Hatırla oyuncak kutunu, hiç atıldı mı çöpe o? Ne geldiyse başına hep bir yeri yırtılmış oyuncakların. Ne gelecekse başına bir yerinden kırılacak hayallerin. Kötüyü atacaksın onun içinden, tekrar tazeler gelecek. İzin vermeyeceksin o doldursun, bir kere dokunduysan senindir. İzin vermiş bir kere, dolduracaksın o kalmayana dek.

İçindeki hiçbir oyuncak, hiçbir hayal, hiçbir anı ona ait kalmayana dek dolduracaksın. Fedakar aşk olmaz.

Dikiliyor öyle birkaç adım uzakta, benim. Dokunuyorum ve benim oluyor. Öyle diyor, “seninleysem seninim.” Dolduruyorum. Artık içi bomboş, içi ben dolu.

 

Dikiliyor öyle birkaç adım uzakta, benim.

%d bloggers like this: