Archive

Monthly Archives: October 2012

günlerdir buraya yazacağım şeyi planlıyorum. hayatımın güzel gittiğine inandığımdan ve nazara olan batıl inancımdan ötürü sürekli “daha zamanı var.” telkininde bulunuyorum kendime. nitekim beklemek iyidir.

zeynep’le günlerdir konuşamıyorum. hayatımı yoluna koymaya çalışırken, ona ayırdıklarım çok kısa süreler bile olsa bir türlü rast gelemiyoruz. ancak aylarca konuşmasanız bile, buluşunca kaldığınız yerden devam edebilen arkadaşlar çok sık bulunmuyor. zeynep ise bundan bir parça fazlası.

nitekim yüzümde gülümsemeye sebep olan insanlara çok fazla değer veriyorum. aynı anda, aynı şarkının iki farklı versiyonunu birbirimize yollayabildiğimiz insanlara ise tapıyorum. bunların ikisi de zeynep.

biraz önce hayatımızın en güzel alışverişini yaptık. asos’un da bu sezon gereksiz pahalı olduğunda hemfikiriz.

Dinlemekten zevk aldığım şarkıların değiştiğini fark ettiğinizde benim için korkmanız oldukça normal. İlk kez açık açık gitmekten zevk aldığımı söylediğim bir sokak yüzünden 4 gün boyunca uykusuz kalmanızı anlayışla değil egoyla karışık mutlulukla karşılıyorum.

Benden beklenmeyecek bir sakinlikle mutluyum. Beni üzen insanlardan hızla ve oldukça yoğun intikamlar aldığım yönündeki duyumları tamamen yalanlayacak bir sakinlikten bahsediyorum. Sorgulamamanın ve cahilliğin beni daha fazla mutlu ettiğini üreme eğitimi sırasında anlamıştım. O günden beri de “neden?” sorusunu hayatımda minimal düzeyde kullanıyorum.

Hala çok yorgunum, dinlenebilmiş değilim.  Gezmekten ve gülmekten yorulmuş haldeyim. Tüm bunların sizi “Daha ne istiyorsun lan?” sorgulamasına götürmesini engelleyecek sebeplerim de var elbette. İnanın mutlu olmak çok yorucu. Üzülmemek, üzülmemek için salakmış gibi davranmak çok yorucu.

Hala beklediğim özlenmişliğe ulaşamadım ama. Onu napsak bilmiyorum.

Işığı kapatıp, yatağa uzanıp Daniel Licht dinlemeyeli tam 2 yıl olmuş. Hayır, Daniel Licht benim için Dexter’ın birkaç adım önünde yer alır her zaman. 

Benim ellerimin titremesi de pek kolay değildir. 3 konuda üzerimde tam etkiniz bulunmak zorundadır. Size deli gibi aşık olmuş olmam, 6 saatten fazladır yemek yememiş olmam ya da çok iyi piyano çalan birilerini dinliyor olmam gerekir. Üçüncü seçeneği hakkıyla yerine getirebilen birinin gözlerimi doldurması hiç de zor olmaz. Eğer ki bunu karşımda yapıyorsa istemeden birinci seçeneği de gerçekleştirmiş olur. 

Bundan iki yıl önce, tam da kontrollüyken müzikten daha çok zevk aldığımı fark ediyorum. O ipod’un içinde bir sürü Daniel Licht kompozisyonu vardı. Yürümekten daha çok zevk alıyordum, bir yere ya da birine yetişmem gerekmiyordu. Yetişmem gereken insanlar 600 ve 2300 kilometreler arasında sınıflanıyor, boş zamanlarımda cenazeme kimlerin yetişebileceğini hesaplıyordum. Ama kontrol bendeydi, ölümüme ben karar verebilirdim, bu sayede 2300 kilometredeki insanlar bile yetişebileceklerdi.

Artık ağlamıyorum. Kontrolsüzlükten. Mutluluğumu ve mutsuzluğumu başka insanlarla ilişkilendiriyorum, böylesi daha az yoruyor. İstediğimi alamazsam üzülüyorum, alıyorsam mutluyum. Her şey bu kadar basit ve düz. 

“Seni nasıl oluyor da bu kadar az etkiliyor müzik?” demiştin ya, gözlerim dolup ellerim titreyebiliyor. Nefesimi vuruşlara göre ayarlayıp, gözlerimi açmak istemeyebiliyorum. Nasıl aştığımı merak ettiğin her şey boğazımın ortasında bekliyor. Çünkü bir yerlerde kontrolü yine elime alıp hatırlıyorum.

 

Hatırlamak en kötüsü.

%d bloggers like this: