Archive

Monthly Archives: January 2013

Öncelikle selam tekrardan. Günün ojesi serisine istemsiz bir ara vermek zorunda kaldık, ben tatil telaşına girdim. O arada finallerden sonra kalan 3-4 günümü arkadaşlarıma ayırdım ve blogu boşladım. Arz ederim. Ancak yine de blogu artık uzun süre boş bırakmama kararımdan sapmadım ve size yoldan post yazmaya karar verdim. Sabah bavul hazırlarken elime gelen nail dryer’ın birkaç fotoğrafını çekip, denemeyen kaldıysa fikir vereyim istedim.

image

Benim gibi özellikle son anlarda kıyafet degistirmeye karar veren kadınlar için ojeyi de değiştirmek büyük bir zulüm. Renk seçmek, eski ojeyi silip yenisini sürmek, yenisinin kurumasını beklemek, tam kapıdan çıkarken çantada bir şey unuttuğunu fark edip elini daldırmak…Ve bozuk ojeler ve sinir stres içinde insan içine çıkmak.

Bu ritüeli bir parça da olsa azaltan bu muhteşem ürünle tanışmam 3 hafta öncesine dayandı. Daha önce de oje kurutucu spreyin faydalarını duysam da, tırnaklarıma daha fazla kimyasal uygulamamaya kararlıydım. Ta ki yine bir sabah özenle yaptığım nail art’ın üzerindeki yastık izlerini görene kadar.

Oje kurutucu spreyi ojeyi sürdükten bir dakika sonra yaklaşık 30 cm uzaklıktan tırnaklarınıza püskürtüyorsunuz. Her ne kadar basınçlı şişenin arkasında anında kuruma garantisi verse de bence bir dakika da spreyden sonra beklemeniz yararınıza. Iddiaları çok tutarlı değil çünkü ^.^ Spreyi sıktığınız anda parmak uçlarınız donuyor zaten, bence ojenin kurumamasına imkan yok. Ilk defa kullanacağım bir ürün için onlarca lira vermek istemediğimden ben ilk olarak Flormar’ı denedim.

Memnuniyet kriterim açıkçası kısalan süreden ziyade yastık izi ya da zedelenme gibi hasarların en aza indirilmiş olması. Üstelik sprey resmen cila görevi görüyor ve oje olduğundan daha parlak duruyor. Bu nedenle bence başarılı bir ürün.

image

Flormar bu ürünü piyasaya 400 ml ve 200 ml şeklinde iki boyda sunmuş. 200 ml’lik boyu 7.5 TL olmasına rağmen 400 ml’liği de 9 TL. Benim büyük boyu tercih etmemin sebebi de bu.

Bu boyu yaklaşık 10 kez kullandım ve yarıya geldiğimi söyleyebilirim. Sprey olması çabuk biteceği izlenimini uyandırmıştı ancak fiyatını düşündüğümüzde yeterli bir performans bence.

Advertisements

Normalde bugün blog yazmamak konusunda çok kararlı olsam da, ekonomi çalışmama adına halkı aydınlatma görevini üstlendim. Mint yeşili Sally Hansen ojemi aldığım gün bir tane de Essence kapmıştım. Daha önce tek bir rengine sahip olduğum, bir de jel eyeliner’ını denediğim bir marka Essence. Eyeliner’ından çok memnun olsam da projelerinin çok yoğun olduğunu düşünüyordum.

Nitekim Date with the Night da yoğunluğu ile göz dolduran, tırnağa kaçak kat çıkan bir oje. Üstelik bu yoğunluğuna ek olarak da oldukça fazla dalga izi bırakan bir oje. Ancak ben ve çevrem rengini o kadar çok beğendik ki, sanırım bu dezavantajlarını görmezden gelebilirim.

Şişede oldukça kahve ve krom bazlı görünen oje tırnağınızda gri ağırlıklı duruyor. Hayal etmenize ne kadar yardımcı olur bilmiyorum ama Audi fümesine çok yakın bir ton 🙂 Kapalı havada nasıl durduğunu şöyle göstereyim;

image

Ojenin şişesi yanımda olduğu için şişe görselini paylaşamıyorum. O nedenle reklamda kullanılan görseli yardımcı olur umuduyla şuraya bırakıyorum;

image

Tahmin ettiğiniz gibi kahve tonunda olan oje bu postun da nesnesi olan. Denenmeli mi sorusuna bence evet yanıtı verebilirim. Internette genel olarak rengi beğenilmese de benim çok hoşuma gitti. Evet, keşke şişeyle daha tutarlı olsaydı.

Oje: Essence No:45 Date with the Night

Image

Günün ojesini bu kez deneysel bir çalışmaya ayırmış olduk. Enamel Dryer sprey almaya gittiğimde gözüme bol renkli cıvıl cıvıl bir şeyler ilişti. Normal şartlar altında Golden Rose’dan tiksinen biriyim. Ne kozmetik ürünlerini ne de ojelerini tercih ediyorum. Özellikle ojeleri ne rengi tam tutturuyor, ne kıvamı düzgün. Çok daha sıvı olması gerekenden. Bunun yanında çok zor kuruyan ve çok çabuk zedelenebilen ojeler. Tam kuruduğuna emin olduktan sonra bile minik bir çarpma ojede bozulmalara yol açıyor falan. Velhasıl Golden Rose’dan nefret ediyoruz. Ancak kendileri yeni bir oje serisiyle karşımıza çıkmışlar. Öyle alengirli alengirli durunca rafta, dayanamadım aldım.

 

Image

 

Jolly Jewels koleksiyonu içinde tonlara bağlı olarak ojenin içinde pullar barındıran bir koleksiyon. Resimde gördüğünüz ve benim satın aldığım oje her renkten pul barındırıyor ve rakı beyazı bir baza sahip. Ancak gittiğim yerde tüm koleksiyon bulunmadığı için koleksiyonun tamamı mı rakı beyazı baza sahip yoksa pul renklerine göre baz da mı değişiyor hakim değilim. Gerçi rakı beyazı baz kullanacaklarına hiç kullanmasalarmış daha iyiymiş. Neden derseniz, bu rakı beyazı baz, ilk katında oldukça dalgalı duruyor haklı olarak. ikinci katı sürmeye kalktığınızda ise tırnağınız pul içinde kalıyor. O nedenle ben kendi bazımı kullanıp onun üzerine bu cilayı kullanmayı karar verdim. Pulların barındırdığı bir renk olmamasını istediğim için şu pembeyi seçtim:

Image

 

 

Bu ikilinin uyumundan bayağı memnunum aslında. Hem böylece rakı beyazının sebep olduğu dalgalanmayı en aza indirdim, hem pulu minimumda tuttum hem de kıyafetime uygun bir hale getirdim ojeyi. Sürdüğüm tüm gün “Ellerim jelibon gibi oldu meheheh” diye dolaştım, bayağı da beğendim çıkan sonucu. Normalde 1-2 tl olan Golden Rose ojelerin bu serisi ise 8 tl’ye satılıyor. Yine de benzerlerinden çok daha uygun. Nitekim bu tip özel koleksiyonlar 20 tl gibi fiyatlardan başlıyor.

 

Image

 

 

Güneş ışığında da böyle bir görünüme sahip oluyorlar. Ankara güneşi de ne kadar gösterebilirse artık 🙂

 

Baz Oje: Pastel No:61

Cila: Golden Rose Jolly Jewels No:115

image

Sürekli oje paylaşmak ve bu konuda tavsiye vermek yanında bazı yükümlülükleri de getiriyor tabii. Güzel ve bakımlı ellere sahip olmak bunlardan en önemlisi. Genel itibariyle hem küçük hem de zayıf olduğu için ellerimi çok sevsem de kuru bir tene sahip olmak da benim lanetim. Hatta bu konuda en çok muzdarip olduğum uzvum dudaklarım olduğu için bu hafta bir de dudak nemlendiricileri ile ilgili post yazmayı düşünüyorum.

Sadede gelirsem; Ankara’da yaşamanın deniz hasretinden sonraki en büyük sorunu soğuğu. Karasal iklime yenilmemek için sürekli nemlendiricilere başvurmak zorunda kalıyorsunuz. Eldiven dahi kullansanız cildinizin kurumasına engel olamıyorsunuz. Bu yüzden ben bir süredir Grace Cole ürünleri kullanıyordum. Kullandığım ürünü tekrar almak için gittiğimde bu kez daha küçük bir şişeyle beraber meyveli bir törpünün “Fruit Sensation” ismiyle satışa sunulduğunu gördüm. Kremin halihazırda hindistan cevizli olanını kullandığım için de törpüyü denemek için bu pakedi satın aldim.

Kremden zaten çok memnundum. Çok kolay emilen ve aromasını inanılmaz güzel hissettiren bir el kremine sahip Grace Cole. Bana göre tek handikapı nemli etkisini çok uzun süre koruyamaması ancak zaten en iyi el kremi olduğuna dair bir iddiaları da yok.

image

Bu pakedi alma sebebim olan törpü ise dünyanın en tatlı törpüsü olabilir. Rengi, meyve resimlerinin sedefli olması zaten mükemmel bir görünüm kazandırırken törpüyü kullanırken buram buram yükselen portakal kokusu çok sevimli. İnanılmaz güzel bir hindistan cevizi aromasının yanına bir de portakal kokusu eklemiş İngiliz Grace Cole.

Bu seti bir çok mağazada gördüm. Nitekim birkaç Grattis de vitrinlerine yerleştirmiş bile. Denemek isteyenler için bulması çok kolay bir set olacaktır.

image

Bugün uzun zamandır boşluk yaratıp çıkmayı planladığım kozmetik alışverişinin oje kısmını tamamlamış bulunuyorum. Böylece yeni yeni postlar için bir sürü cici edinmiş oldum. Elime geleni kaptığım bir sırada ayrı bir standda Sally Hansen’ler duruyordu.

Daha önce hiç almadığım, kullanmadığım bir marka Sally Hansen. Nitekim Türkiye piyasasına da yeni girdiğini tahmin ediyorum mantar gibi çoğalan standlarından. Ojenin üzerinde vurgulanan Amerikan üretimi biraz riskli bir konuydu benim için çünkü daha önce kullandığım tüm tırnak bakım ürünleri ya Fransa ya da Italya menşeiliydi.

Kendisinden biraz çekinerek de olsa zaten elimde bitmek üzere olan bu mint green rengi seçtim, eve kadar da biraz zor dayandım. Sanırım hem fiyatından, hem de itibarından beklenmeyen bir şekilde pozitif fikirlere sahip oldum. Sürümü inanılmaz kolay, rengi çok tutarlı ve kıvamı da sürüşü zorlaştırmayacak kadar sıvı. Tek bir handikapı var o da şişenin şekli sebebiyle oldukça uzun olan fırça. Oraya damladı, burdan akıyor tedirginliği çok korkunç.

Bu cici şeye 13 tl karşılığında sahip olabiliyorsunuz. Renk seçenekleri şu anda çok zengin olmasa da tatlı ve ilginç tonlara ulaşmak mümkün.

Resimdeki Renk: Sally Hansen Xtreme Wear No:340

image

“Madem blogum var, madem yazmayı da biliyorum o zaman neden oje sevdamı paylaşmıyorum?” zihinsel prosesinin bir sonucu olarak yaptığımı ettiğimi buraya da yapıştırmaya karar verdim.

Bugün ders çalışmaya başlamamak için bulduğum oje sürme uğraşının sonucu yukarıdaki nailart oldu. Bu tip manikürleri çok sevdim bu sıralar ve sürekli çeşitli renklerle deniyorum.

Kırmızı – siyah kombininin en büyük sıkıntısı ise doğru kırmızı tonunu bulmak sanırım. Çok nar çiçeğine kaçtığınızda siyah abartılı duruyor, vişne çürüğü eşiğini aştığınızda da kaybolup gidiyor. Aslında benim kullandığım kırmızı rengin bir ton açığı çok daha hoş bir sonuç doğurabilir. Ancak ben o tona sahip değildim.

Bir de oje sürme işlemi bittiğinde mutlaka cila isteyen bir çalışma bu. Cilanın da dezavantajı kuruma süresini uzatması ve sabırsız davranırsanız ojenin üzerinde saçmasapan izlere sebep  olması. Ancak cila hem oje katları nedeniyle oluşacak farkları yok ettiği için, hem de parlaklık kazandırdığı için dezavantajlarına rağmen vazgeçmeyin derim.

Kırmızı: Flormar 228
Siyah kontür: Flormar Nail Art NA12

%d bloggers like this: