Archive

Monthly Archives: March 2013

Aslında bu standart bir günün ojesinden çok Essence’in son koleksiyonu olan The Great and The Powerful OZ’un toplam bir tanıtımı gibi olacak diyebiliriz.. Twilight koleksiyonunu son anda fark etmiş ve istediğim parçaları bulmak için haftalarca dolaşmış biri olarak bu kez eli çabuk davrandım ancak sonuç hayal kırıklığına çok yakındı çünkü OZ Twilight kadar başarılı bir koleksiyon olmamış. İsterseniz günün ojesine bakmadan önce genel olarak koleksiyonda neler varmış bir bakalım;

essence-disneys-oz-the-g

 

Evet, toplamda koleksiyon görünümünü böyle özetleyebiliriz. Ancak (kolyeyi ben gözden kaçırmış olabilirim) Türkiye’deki koleksiyonlarda lip balm’ları göremedim. Resimde çok iyi belli olmasa da göz farları turkuaz mavi, su yeşili ve şeftali tonlarından oluşmakta. Aslında bu ürünler aklımda kaldı. Hazır havalar da ısınmışken su yeşili ve şaftali farlarla güzel ve fresh makyajlar yapılabilir diye düşünüyorum.

Lip Balm‘ları görmediğim için haklarında söyleyebilecek sözüm yok ancak göz kalemleri bu resimdekinden çok daha farklı. Çünkü biri koyu maviye yakın, biri de öyle çimen yeşili değil yine çok tatlı bir su yeşili. Farla neredeyse birebir aynı renkler. Bu göz kalemlerinden de su yeşili olanı kafama koymuş durumdayım. Koleksiyonun fiyat olarak da çok uygun olduğunu belirtmem gerek. Örneğin göz kalemleri 4 TL civarındaydı.

Gelelim krem allığa. Makyajda eyeliner ve oje dışında likit ürünlere pek sıcak bakan biri değilim aslında. Günlük hayatta fondöten de kullanmadığımdan likit ürün kullanımına çok açık değilim. Bu krem allık 9.9 TL olmasına rağmen almayışımın sebebi ise hem renginin bence çok çiğ kalması hem de neredeyse aynı tonlarda ancak daha doygun bir Essence allığımın zaten olması. Ki bence allık da koleksiyonu başarısız kılan etkenlerden sadece bir tanesi. Neden derseniz, Twilight koleksiyonunda gördüğümüz konsepte uygunluk ve karakteristik özellikler bu koleksiyonda hiç yok.

Aydınlatıcı pudra; eğer inceleme şansı bulduysanız internet üzerinde kimsenin beğenmediği bir pudra. Ancak bunun sebebi pudranın kötü olması değil tanıtım şekli. Yani eğer aydınlatıcı pudra olarak piyasaya sürdüğünüz bir ürünün aydınlatıcı özelliği yoksa, kötü bir ürün hazırlamışsınız demektir. Ama bu ürünü sadece pudra olarak tanıtabilmiş olsaydılar, daha başarılı geri dönüşler elde edebilirlerdi. Sırf üzerinde baskı olduğu için bir pudrayı almak da bana pek uygun gelmedi, üstelik tek renkten oluştuğundan bana pek uygun olmayacaktı pudra.

Geldik postumuzun asıl nesnesine, ojeler. Koleksiyonda bulunan ojelerin hepsi “çatlayan oje” olarak adlandırdığımız cracking top coat’lar. Bu nedenle ben de sadece bir rengini aldım çünkü çatlayan oje kullanmayı çok sevmiyorum açıkçası.

IMG_20130329_120305 (1)

 

Benim tırnaklarımda görmüş olduğunuz 04 Winged Wonder isimli renk. Tatlı bir pembe ama dediğim gibi çatlayan oje artık benim sıkça kullandığım ve tercih ettiğim bir ürün değil. Koleksiyondaki diğer ojeler 01 Master of Illusion, 02 Winds of Change, 03 Good Witch, 05 Delicate but Determined isimlerini almış. Dediğim gibi bu renk koleksiyonun  4 numaralı ojesi. Ojeler de 5.5 TL olarak fiyatlandırılmış. Denemek için uygun ancak beğenmediğiniz halde koleksiyon yapmak için yüksek bir fiyat. Nitekim ben de en beğendiğim rengi rafımda durması için satın aldım (:

Siz de Oz koleksiyonu ile ilgili fikirlerinizi paylaşmak isterseniz yorum bırakabilir, İletişim’de yer alan mail’den bana ulaşabilir ya da fikirlerinizi Twitter, Facebook ve Ask.fm‘den iletebilirsiniz (:

Bol güneşli ve iyi haftasonları!

Advertisements

Merhaba, artık alışkın olduğunuz gecikme özürümle başlayayım (: Şu postu bile ders – spor – yemek üçgeninden sonra kısmen kapalı gözlerle yazıyorum. Ama daha önce de Twitter’dan duyurduğum Peter Thomas Roth ürünlerini inceleyeceğiz. Hatta çok büyük ihtimalle bu gece bir de Günün Ojesi gelecek. Ancak öncelikle uykusuz kalmak için uzun zamandır dinlemediğim birkaç Paramore şarkısını açıyorum ki herhangi bir fire vermeden bu postları tamamlayalım.

Öncelikle kesinlikle bu ürünler hakkında profesyonel bilgiye sahip olmadığımı açıklayayım. Neden bu markayı seçtiğim ise, elinde tester’larla kapıda beliren erkek arkadaşımın “sen biliyorsundur bu adamları, bana fikir ver hadi” gazında gizli. “Bilmiyorum” demek yerine “ben yarın sana yarın detaylı bilgi vereyim olur mu?” demek çok daha hoş durdu (:

37_peter_thomas_roth_s_133f

 

Peter Thomas Roth 1990’lı yılların başında New York’ta iki arkadaşın dost sohbetleri sırasında ortaya çıkmış ve 1993 yılında da ilk üretimine başlamış. Kendilerinin official sitelerine “buradan” ulaşabilirsiniz. Siteye girdiğinizde de fark edeceğiniz yegane durum kendilerinin kozmetiğin yanında klinik ürünler de satması haliyle eye liner’dan güneş kremlerine, maskelere ulaşan bir kartelasının olması. Bunun yanında erkek cilt bakımı ve traş ürünleri de dermatolojik olarak onaylanmış bir şekilde sitede bulunmakta.

Öncelikle benim denediğim ürünler yüz sabunu, cilt losyonu, duş jeli, şampuan, saç kremi ve yüz kremi idi. Tabii hepsi yaklaşık 15 ml’lik ürünler olduğundan sizinle paylaşacağım izlenimlerimi sadece minik review’ler olarak almanızı isterim.  Yüz sabunu ile başlamak gerekirse, kendisini beğenmediğimi belirtmek isterim. Ancak nedeni ürünün kötü olması, akneye yol açması gibi sebepler değil. Benim cildimin karmadan kuruya dönük değil direkt olarak kupkuru bir cilt olması sanırım sabunun bende daha fazla kuruluğa yol açmasına sebep oldu. Bunun için koskoca bir markayı suçlayamam (:

İkinci olarak cilt losyonunu kullandım ki keşke bitmeseydi. Büyük boyunu almaya cesaret edebilir miyim bilmiyorum, malum fiyatlar, ancak sizin için de geçerli mi bilmiyorum ama ben her cilt losyonunda yüz kremlerindeki doygunluğu, yoğunluğu arıyorum ve hepimizin bildiği sıradan markaların cilt losyonları sudan hallice bir kıvamla piyasaya sürülüyor. Onları kullandığımda nemlendirici etkilerini neredeyse hiç hissetmiyorum ancak bu ürünle, ciddi anlamda tüm vücudumun ve gözeneklerinin hava aldığını hissettim. İnanılmaz bir etkisi vardı. Aynı şekilde buna ek olarak yüz kremi de çok rahatlatıcı bir etkiye sahipti. Onun da kıvamı oldukça yoğundu. Ama yüz kremi cilt losyonu kadar kolay erimedi ve makyajdan hemen önce sürdüğümde uzun süre emilmesini beklemem gerekti. Bu bir handikap mıdır bilmiyorum ama kremi sürdüğünüzde iki dermatologun canla başla, olabilecek en az kimyasal şekilde bu kremleri hazırladığını hissediyorsunuz.

Duş jeli ve şampuana geldik. Bu kategoriye bir de saç kremini ekliyorum. Bu minik şampuan + saç kremi tester’larının en büyük dezavantajı benim “hayatımın şampuanını buldum” cümlesini kurmamdan 1 hafta sonra elime geçmiş olmaları. Çünkü iki yıkamada kullanmış olsam da (tabii ki mucizevi bir etki beklemiyorum)  Loréal Elseve’in Arginine Resist X3 serisinin üç-dört yıkamada toparladığı saç dökülmesi sorunumu tekrar başlatmış olması. Yani Elseve ile yıkarken en fazla 2-3 tel dökülen saçlarım, bu iki yıkamada yine avuç avuç dökülmeye başladı. Bunun yanında yumuşaklığını da pek sevdiğimi söyleyemem. Saçı biraz sert bırakıyor ki bu aslında içeriğinde zararlı silikonun olmadığının bir göstergesi. Ama ben zaten kalın telli olan saçlarımı sert sevemiyorum.

ptr019_peterthomasroth_megarichbodywash_800x960

 

Favorim ise işte bu duş jeli! İçinde minik granüller var yeşil ve turuncu olmak üzere ancak bu granüller size peeling etkisi yaratmak için hazırlanmış şeyler değil. Aksine suyla buluşunca eriyen bu granüller hem çok güzel bir görünüm kazandırıyor aynı zamanda A, C ve E vitaminlerini temsil ediyor. Duş jelinin o kadar güzel bir nemlendirici etkisi var ki, duştan çıktığınızda ne yağ, ne losyon hiçbirinin yokluğunu hissetmiyorsunuz. Ayrıca oldukça kalıcı ve hafif bir kokusu var. Sanırım Boyner’leri ziyaret ederek yana yakıla arayacağım tek ürün bu olacak kullandığım seri içerisinde.

Peter Thomas Roth oldukça yüksek fiyatlı bir marka aslında. Yurtdışında normale yakın fiyatları da olsa, vergi ve saçmasapan kar marjları yüzünden 250-300 liralardan bahsedilen bir markaya dönüşüyor. Bu nedenle yarın kalkıp almaya karar vereceğiniz ürünlere sahip değil ancak vücudumun bir noktadaki herhangi ciddi sağlık problemi için ilk kapısını çalacağım marka da Peter Thomas Roth olacaktır. Yine de “Benim param var arkadaş” diyenler için kendilerini Boyner’lerden temin edebileceklerini duyuralım (:

Peter Thomas Roth hakkında son söyleyeceğim şey ise bu postu yazarken yaptığım araştırmada fark ettiğim bir salatalık maskesi;

2850

 

O nasıl güzel bir renk, o nasıl güzel bir kıvam aklım almıyor gerçekten. Yurtdışında $45 gibi bir fiyatı var, bunun yanında Dermstore free shipping vaadinde de bulunuyor ancak Türkiye’ye yolluyorlar mı, bir fikrim yok. Bakmak isteyenler için de Dermstore tam olarak burada.

Merhaba, bir haftadan sonra tekrar beraberiz (: Aslında o kadar çok yazmak istediğim şey oldu ki, kararsızlıktan yazamadım desem yeridir. Ama haftasonu Panora’da bulunan Boyner’e aslında Toni&Guy ürünleri almak için gittiğimde hedefim yine bir saç bakımı postu yazmaktı. Ancak çalışanlar o kadar bilgisizdi ki hangi ürünün ne işe yaradığını resmen ben onlara anlattım ve bütün alışveriş isteğim kaçtı. Ben de kasadan bir tane Burt’s Bees Lip Balm alıp kaçtım. Hazır bu ürünü de yeni almışken henüz keşfetmemiş olanlar için Burt’s Bees tanıtımı yapayım dedim.

Burts-Bees

Öncelikle ben senin fikrini merak etmiyorum arkadaşım ben kimmiş bunlar diye merak ediyorum diyenleri hemen şuraya alalım.

Burt’s Bees piyasa karşılaşabileceğiniz en yoğun “natural” vurgusu yapan firmalardan. Kendilerinden o kadar eminler ki her ürünün üzerine %100 doğal olduğunu özel çıkartmalarla falan belirtiyorlar. Bu denli doğal (söylemlerine göre) ürünlerin bir handikapı olarak görünen koku meselesine ise nasıl bir çözüm bulmuşlar bilmiyorum ancak ürünleri inanılmaz güzel kokulara sahip.

Burt’s Bees’in aslında odaklandığı tek bir kozmetik dalı yok. Öyle ki cilt bakımından kozmetik ihtiyacınıza, hijyenik ihtiyaçlarınızdan bebek ürünlerine, evcil hayvanlar için özel ürünlerden böceksavara kadar geniş bir yelpazesi var ve doğallık savını her ürün için korumakta. Bunun bir göstergesi olarak da tüm ambalajlarını geri dönüşümle kazanılan materyallerden hazırlıyor halen. Eğer ki kozmetikte gösteriş arıyorsanız sizi tatmin etmeyecektir ama ben bu geri dönüşüm ambalajı konusunu bir iyi niyet gösterisi olarak algılamakta kararlıyım.

burts

 

Bu doğallık savının bir devamı olarak Burt’s Bees ürünlerinde  paraben, pthalate, sülfat, oxybenzone gibi zararlı kimyasalları bulabilmeniz mümkün değil. Tabii bu güzel marka 2007 yılına kadar tüm bu pozitif ilerleyiş aynı zamanda ürünlerin hayvanların üzerinde denenmesiyle de katlanarak devam ediyordu. Ta ki bu güzel markanın Amerikalı hijyen devi Clorox tarafından satın alınmasına kadar. Neden derseniz Clorox bünyesinde bulunan diğer firmaların ürünleriyle hayvanlar üzerinde deneyler yapması ile üne kavuşmuştur aslında. PETA’nın sitesinde de hayvanlar üzerinde deney yapan firmalar listesinde yer alır. Ancak Burt’s Bees’in böyle deneyler yaptığına dair halen bir söylenti yok. Clorox satın aldıktan sonra markanın kişiliğini bozmak istememiş, aynı zamanda böyle bir markayı satın alarak imajını da düzeltmeye çalışmış olabilir. Yine de insanın içine kurt düşmüyor değil elbet.

Ben Burt’s Bees’in lip balmını kullanıyorum ve bu hafta içerisinde bir aksilik olmazsa eğer kendisinin diş macununu da edinmiş olacağım. Onunla ilgili fikirlerimi de yazarım elbet ama lip balmı için birkaç satırlık methiye düzmeden edemeyeceğim.

burts-bees-beeswax-lip-balm-4-25g

 

Öncelikle bu lip balm’ların ballı ve narlı olmak üzere iki çeşidi var. Narı çok sevmeyen biri olarak da tabii ki tercihimi baldan yana kullandım, buna ek olarak balın dudak bakımındaki etkisine oldukça inanan bir insanım. Dudak kuruluğu konusundaki problemlerimi artık az çok bildiğinizden Nivea’ya, Vaseline’e lip balmlar için vereceğiniz paraların kocaman birer yazık olduğunu söylemek zorundayım Burt’s Bees’in yanında. Çok uzun süre etkili ve yoğun nemlendiricili bu ürün aynı zamanda inanılmaz güzel bir bal kokusuna sahip. Kuruluk problemimi neredeyse çözdüğünü söyleyebilirim, keşke daha önce deneseymişim.

Üstelik fiyatı da çok uygun; 12 TL. Ancak bu noktada bir uyarıda bulunmam gerekiyor. Burt’s Bees’in her ürünü lip balm’ı kadar uygun değil. Daha temel bakım kremlerine indiğinizde fiyat 100 liraları buluyor ancak eder mi sorusuna ben açıkça evet yanıtını verebilirim. Aynı fiyatları bu denli doğal olmayan ürünler bile isterken, bu adamlar bu parayı hak ediyor.

Nerede bulabileceğinize gelince, Watsons’larda olduğuna dair iddialar bulunsa da ben rastlamadım. Amerika’da Bath&Body Works mağazalarında satılan bu ürünler Türkiye’de ise aynı mağazada değil Boyner’lerde satılıyor. Sanırım Boyner biraz daha hızlı davranmış bu konuda (: Aranızda henüz denemeyen varsa umarım kendileri için bilgilendirici bir yazı olmuştur. Geç bulduğum ama kolay kaybetmeyeceğim markalardan biri oldu benim için.

 

Görüşmek üzere (:

Merhaba tekrardan! Yoğunluktan fırsat bulabildikçe bir şeyler karalamaya çalışıyorum ancak bu post için dahi ancak iki çeviri arası vakit bulabildim. Artık kış korkunç yüzünü eskisi kadar göstermese de benim kabusum geri döndü ve dudaklarım yine çatlamaya ve pul pul dökülmeye başladı.

Bu sorunu kasım ayında bir ay boyunca çekmiş ve çok acılı günler geçirmiştim, şimdi tekrardan aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Normalde zaten kuru dudaklara sahibim ancak bu kış ilk defa artık bu kuruluğun çatlamaya ve yaralara dönüştüğünü gördüm. Yemek yemek, gülmek ve konuşmak artık işkenceye dönmüş durumda. Hazır bu kadar acı çekiyorken şöyle henüz havalar kuru iken bir dudak peeling’i yazayım dedim.

IMAG0139

 

Dudaklarım herhangi bir bakım uygulamadığım zamanlarda bu hale dönüyor ve dediğim gibi yemek yemek, sıcak bir şeyler içmek, gülmek büyük bir probleme dönüşüyor. Kasım ayında ilk defa bu problemle karşılaştığımda sürekli olarak Nivea’ya ait Med Protection dudak balmını kullanıyordum. Kendisi SPF 15 de içeriyor. Ancak benim kuruluğum çok aşırı boyutlara ulaştığından mı, yoksa kendisinin gerçekten başarısız bir balm olmasından mı bilmiyorum, hiçbir faydası olmadı. Ardından kullandığım Neutrogena Lip Moisturizer de beklediğim başarıyı gösteremedi ve bu ürünleri kullandıktan 15 dakika sonra dudaklarım tekrar bu hale döndü.

Ardından bu durumun kozmetikle çözülemeyeceğine karar verip medikal yollar denemeye başladım ve o anda bir eczacının önerisi ile karşıma Terramycin çıktı. Aslında kendisini ilk olarak denememin amacı dudaklarımın normal kuruluğundan farklı olarak pul pul soyulması idi. Bu bende bir deri hastalığı mı şüphesi uyandırdı. Ama gelin görün ki, Terramycin hedeflediğimden çok daha büyük işler başardı (:

Terramycin ophth oint1045

 

Benzer deri problemleriniz için tercih etmek isterseniz Terramycin’in bir de göz için kremi bulunmakta. Deri için olanını istediğinizi eczacınıza özellikle belirtmenizde fayda var diye düşünüyorum. Peki bu krem beni nasıl etkiledi? Öncelikle kendisi hiçbir nemlendiricinin başaramadığı nemi sağladı dudaklarıma ve aynı zamanda çatlamış ve acı veren kısımlar için de iyileştirici etkisini hissetmek mümkündü. Bu denli yoğun acı çektiğim dönemlerde aşağıda bahsedeceğim peeling’e ek olarak günde 3 ya da 4 kez kullandım. Ayrıca kendisini sürdükten sonra üzerine çok hafif renklendirici uygulamanız da mümkün oluyor. Böylelikle dudaklarınızdaki hastalıklı görüntüyü çevrenizden saklamanız oldukça kolaylaşıyor.

Peki bu kreme ek olarak ne uyguluyoruz? Bahsedeceğim peeling tamamen ev yapımı ve doğal olacak. Kendisinin doğallığından tek şüphe edebileceğiniz nokta kendisine ekleyeceğimiz Bepanthene Plus. Ben kendi adıma bu kreme hayatımı borçluyum ama yine de eğer bu tip kremler hakkında şüpheli olan, kullanmak istemeyen olursa bunun yerine nemlendirici etkisine güvendikleri bir kremi kullanmalarını tavsiye ediyorum. Vazelin de bu opsiyonlardan biri tabii.

Malzemelerimiz:

Nemlendirici etkili krem / Vazelin / Bepanthene Plus

1 tatlı kaşığı bal

1 tatlı kaşığı şeker

Zeytinyağı

Ve elbette tüm bu malzemelerimizi karıştıracağımız bir kaba ihtiyacımız olacak.

manuka

Vazelin kullananların peeling’inin nemlendirici kullananlara göre daha yoğun olacağını şimdiden belirtelim. Peki peeling’imizi nasıl hazırlıyoruz?

1. Bir tatlı kaşığını ağzına kadar doldurmadan kullanacağımız krem / vazelini kasemize koyuyoruz.

2. Ardından yine bir tatlı kaşığı şekeri ekliyoruz. Bal da şekerli olmasına rağmen neden şeker kullanıyoruz diyenler için peeling’e özgü partiküllü yapıyı bu şeker sayesinde elde ediyoruz.

3. Bir tatlı kaşığı balımızı da kasemize ekliyoruz. Vazelin kullananlar çok yoğun bir kıvam elde edeceklerdir, onlar bu kıvamı biraz daha seyreltebilmek için balı bir kaşık daha artırabilirler.

4. Bu peeling macun kıvamına geldiğinde kendisini dudağımıza çok bastırmadan sürüyoruz. İki dakika boyunca dairesel hareketlerle, yine çok bastırmadan dudağımıza uyguluyoruz. Bu sürede şeker artık deriyi dudağınızdan alacak, bal da dudağınıza nem kazandıracaktır.

5. Bu peeling’i 2 dakika boyunca uyguladıktan sonra yıkıyoruz ve sıra geliyor zeytinyağına. Birkaç damla zeytinyağını (belki bir, belki iki) parmağınıza alıp ruj sürer gibi dudağımıza sürüyoruz ancak zeytinyağını yıkamıyoruz. Zeytinyağı zaten birkaç dakika içinde emilecektir ve o süre geçene kadar yemek, içmek, dudaklardaki zeytinyağının ordan gitmesine sebep olacak davranışlardan uzak duruyoruz (: Ve dudak bakımımız tamamlanıyor!

Ben bu kötü görüntüden haftada 2 kere yaptığım bu peeling ve Terramycin sayesinde kurtulabildim ancak tekrarlamasına engel olamadım. Şimdi tekrar bu rutine geri döneceğim. Umarım aranızda bu konuda benim kadar acı çeken kimse yoktur ama yine de dudak kuruluğundan şikayet eden ya da “benim dudaklarım sağlıklı ama nemlenmesinde bir zarar görmüyorum” diyen varsa onlar için pratik bir öneri olmuştur.

Yapması, uygulaması ve geri dönüşü çok kolay olan bir bakım bence (: Şimdiden keyifli ve sağlıklı baharlar!

IMG_20130306_115253

Merhaba! Verdiğimiz uzun araya uzun zamandır beklediğimiz bir bebekle son verelim dedim. Bu kez günün ojesini uzun zamandır piyasada var olan ama benim ancak bulabildiğim bir ciciyle gerçekleştiriyoruz.

Bu bebek Essence’ın The Twilight Saga’nın son partı olan Breaking Dawn Part 2 için hazırladığı özel seriye ait. Bu seride nelerin olduğuna şuradan bakabilmeniz mümkün. Benim bir özet geçmem gerekirse allıklar, pigmentler, ojeler, lipstick’ler özel olarak bu filmin konsepti doğrultusunda hazırlandı. Renkler belirlendi ve filmin/serinin fanlarını etkileyecek özel isimlerle etiketlendirildi.

Bu seri elbette çok uzun zaman önce çıktı ancak ben o sırada bundan haberdar değildim. Ve üzgünüm bu ojeye rağmen kesinlikle Twilight fanı değilim (: Daha sonra haberim olduğunda ise Grattis’ler, Watsons’lar çoktan yağmalanmış idi. En son seriye ait birkaç kırıntıyı (Ankaralılar için) Bahçelievler 7. Cadde’deki Grattis’te görmüştüm ancak orada da sadece seriye ait pigmentler kalmıştı.

IMAG0133

Biliyorum, pigment kullanamayan insanlar olarak yalnız değiliz ve bu sebeple kullanmayacağım bir ürünü sırf özel bir üretim olduğu için almayı saçma buldum. Üstelik rengini de hiç sevmemiştim. Ancak dün Pelin ve Ceren’le Kentpark’ın içerisinde bulunan Rossmann’a gittik ve ben orada bu seriye ait ojelerin hala bulunabildiğini gördüm. Bu postu görüp almak isteyeniniz olursa diye, benim bu kullandığım renk dışında Jacob’s Protection ismindeki lacivert bazlı bir oje, A Piece of Forever isminde oldukça yoğun bazlı bir dore halen Rossmann’da mevcut. Benim tırnağımda gördüğünüz ise serinin siyah bazlı glitter ojesi 04 Edward’s Love.

IMAG0134

Bence glitter olmasına rağmen çok sakin ve başarılı duruyor. Fırçası da klasik oje fırçalarına rağmen çok daha kalın ve sürümü kolay. Oje oldukça yoğun ancak tırnağınızda kat kat kalın bir görünüm kazanmıyor. Fotoğraflarda ne kadar gösterebildim bilmiyorum ama içindeki parıltılar grinin aksine biraz daha mavi ağırlıklı.

Ben sadece elimde bu seriye ait bir ürün bulunsun diye almıştım bu ojeyi ancak sanırım favorilerimden biri olacak. En büyük sıkıntısı ise ürünün devamlı üretim bandında olmaması. Yani bir an önce tekrar uğrayıp bir ya da iki tane daha stoklamam gerekecek (: Diğer bir soruna gelirsek glitter ojelerle ilgili olan en büyük sorunumuz, zor çıkmaları!

Sanırım bunun kolay yolunu da bir sonraki postta paylaşmanın vakti geldi bile. Tüm simli ojelerde yaşadığımız temizleme sorunu aslında alüminyum folyo ile kolayca çözülebiliyor. Bunun püf noktaları için sizi biraz daha bekleteceğim. Tekrar görüşmek üzere!

Resimdeki Oje: Essence The Twilight Saga Breaking Dawn Part 2 04 Edward’s Love

%d bloggers like this: