Archive

Monthly Archives: April 2013

Daha ilk cümleden kendime bile verdiğim sözü tutamamanın utancıyla özür dileyerek başlıyorum. Önce sınav haftası, ardından düzenlenmesi gereken organizasyonlar falan derken “blogu en fazla 1 hafta boş bırakacağım” yemini yerle bir olmuş oldu. Bu arada doğru düzgün alışveriş yapamadım ancak en azından marka tanıtımı olsun, yeni keşfedilenler olsun yazılabilirdi, olmadı. Belki ben ilk fedakarlığım olarak blogu gördüğüm için de bu ara tahmin ettiğimden çok daha fazla uzadı. Ancak bu sürede var olan kısa zamanımı nelerle geçirdiğimi paylaşmak geri dönüş için mantıklı bir seçim olabilir diye düşünüyorum, Hem de sizin için küçük bir rehber olabilir elbette.

Öncelikle bu sürede en çok ne dinlediğimle başlayabilirim sanırım: Bu yıl en çok beklediklerim arasında olan Zazie’nin Cyclo albümü son 1 aydır sürekli dinlediğim tek albüm.

zazie cyclo18 Mart’ta çıkan albümün her şarkısına ayrı ayrı taptığımı ve kendisini inanılmış özlemiş olduğumu fark ediyorum bu yazıyı yazarken de. Ama herkesin gönlünde bir aslan yatar ya, benimki de Les Contraires. Dinlemek isteyenler için tam “buraya” kendisini bırakayım, bakalım siz de beğenecek misiniz?

İkinci olarak gel gelelim bu süreçte en çok ne izlediğime: Eğer ki Twitter’dan takip edenler varsa zaten fark etmişlerdir ki yeni gözdem Vikings. Daha introsunda Fever Ray çalan bir diziyi sevmemek nasıl mümkün olur zaten bilmiyorum ama hem İskandinav kültürüne halihazırda olan ilgim, hem Skarsgard kardeşlerden oyuncu kadrosunda bulundurması onu benim için daha da vazgeçilmez yapıyor, ha bir de Ragnar Lothbrok gerçeği var ki, allahım hepimize birer tane (:
image

Özellikle Game of Thrones’un ikinci sezona durgun başlaması yüzünden belki bu kadar üzerine düştüm Vikings’in. Ama dedim ya, çok sevdim ve bu dönemde çok izledim. Viking’in ilk sezonu oynamakta şu anda ve 8 bölümü geride bırakmış durumdayız.

Gelelim ne oynadığıma: Yo, hayır bu bölümde Candy Crush çılgınlığımdan bahsetmeyeceğim (: O artık birçokları gibi benim de hayatımın önemli bir parçası. Ancak özellikle erkek arkadaşımın sürekli devam eden Hattrick takıntısının bende menajerlik oyunlarına bir eğilim yarattığı doğru. Ki birkaç yıl öncesine kadar FM oynayarak zamanımı geçirdiğimden, şöyle beni fazla yormayacak bir browser oyunu olsa fena mı olur diye içimden geçirdim.
image

Hattrick tabii ki ilk tercihimdi ancak kendilerinin yeni menajerlere takım verme konusundaki bence fazla temkinli tutumları (iki haftaya kadar varan bekleme süreleri) beni başka oyunlar bulmaya sevk etti. Facebook üzerinden keşfettiğim Top Eleven da biraz yetersiz kaldı ki; tam o anda GoalUnited’ı buldum.

Temel olarak online oynanan bir browser menajerlik oyunu olan GoalUnited aslında çok kullanışlı bir arayüze sahip değil, ama bence Hattrick’e göre daha şık. Tabii dünyanın en şanslı insanı olduğumdan bana düşen takım düşme hattında ve ilk iki maçım ligin ilk iki sırasıyla idi. İlk maçımda lig ikincisi ile berabere kalmama rağmen, perşembe günü liderle oynayacağım mücadele için bolca duaya ihtiyaç duyacağım (:

Son olarak paylaşmak istediğim de bu dönemde en çok nerede gezdiğim: Daha ilk kez gittiğimde yaptığım check-in’de “yeni evimiz olacak” yazdığım Bistro Boteco çoktan kalbimde ona hazırladığım yeri kaptı. Çalışanlarının güler yüzü, birkaç kez gittikten sonra size alışarak çok daha sıcak davranmaları, lezzetli yemekleri, ilgili ve sorunsuz işletmesi sebebiyle muhtemelen uzun bir süre daha benim için ev gibi olacak.
image

Bilmeyenler ya da henüz gitmemiş olanlar için, Tunalı Hilmi Caddesi Bülten Sokak’ta bulunan bistro, Kite’ın hemen üzerinde. Bunu üzülerek söylüyorum ki abartılı fiyatlar çekmeden kaliteli bir işletme bulabilmek artık Ankara’da mümkün değil. O nedenle dilerim fiyatlar ve işletme anlayışları büyük değişimler göstermeden uzun süre bulundukları yerde hizmet vermeye devam edebilirler.

Bu arada minik bir tavsiye; bademli tavuklu salataları bir harika!

Buralara uğramazken, boş vakitlerimi en çok burada bahsettiğim unsurlara harcadım ancak ben sizi ihmal ederken, siz çoktan 2000 kişiyi geçmemi sağlamışsınız bile! Tekrar özür dileyerek en kısa zamanda buraların çok daha renkleneceğini vaad ediyorum! Görüşmek üzere.

Advertisements

Merhaba, bugün aslında buralarda yine bir marka tanıtımı olur diye düşünmüştüm ama önce okul, sonra spor, ardından babamın hunharca, acımadan bana yıktığı çeviriler sayesinde artık gözleri kapanmak üzere, ölümün kıyısında bir insana dönüştüm. O nedenle aslında uzun zamandır aklımda olan L’oreal Elseve Argenine Resist serisini yazayım dedim. Belirtmek isterim ki kendi deneyimlerimden yola çıkarak yazdığım bir yazı olacak, insanların vlog ya da bloglarında nasıl bahsettiklerine pek yer vermeyeceğim.

O zaman başlayalım:

L'Oreal Arginine Resist lineup

 

Öncelikle anlık şampuan ihtiyacından kaynaklanan bir Grattis alışverişinde dikkatimi çeken ürün oldu bu set. Daha önce reklamlarına da fazlaca aşinaydım zaten. Özellikle Jennifer Lopez nedeniyle bence reklamları olması gerekenden daha büyük etkiler yarattı.

Arginine Resist yani Türk piyasasına girdiği ismiyle Arjenin Direnç, temelde koparak dökülmeleri engellemek üzerine bir reklam politikası yürütüyor. Nitekim Jennifer Lopez saçları çekiyor, gelmiyor falan. 10 yıkama sonunda %90’a varan azalma vaadinde de bulunuyorlar. Bu iddialarının kaynağı da ürün serisinin içerisinde bulunan Arginine. Çünkü Arginine saç diplerindeki sirkülasyonu arttırarak saçları daha güçlü kılma özelliğine sahip.

Ben de ilk olarak şampuan + saç kremi ürünlerini aldım bu setin. Toplamda 25 TL gibi bir fiyata sahipti. Saçımı ilk yıkadığımda karşılaştığım etkiye inanamadım. Çünkü kalın telli ve güçlü saçlara sahip olmama rağmen 2 mevsimdir yoğun bir saç dökülmesi problemiyle karşı karşıyayım. Resmen duşta avuç avuç saç topluyor, buna ek olarak saçımı tararken bir avuç daha kaybediyor, en son da gün içerisinde kıyafetimden bir avuç saç topluyordum. Bilen bilir, devasa gür saçlarım olmasına rağmen ilk defa saçlarımı kaybetme korkusu yaşadım. Bugüne kadar da hiç böyle problemler çekmemiştim.

Konuya dönersek evet ilk yıkamada duşta sadece 2 tel saç kaybettim. 2 TEL. Daha sonra bunun tesadüfi bir başarı olduğuna kendimi inandırsam da serinin diğer ürünlerini (bakım serumu, maske) almadan edemedim. Tüm ürünleri tamamladığımda 3. Kez saçlarımı bu setle yıkıyordum ve artık resmen saçım dökülmüyordu. Duştan çıktıktan sonra saçımı tarasam da tarakta en fazla 1 ya da 2 telle karşılaşıyordum. Çevremdeki çoğu insana da “hayatımın şampuanını buldum” diye kendisini övdüm.

Oldukça kalıcı bir kokusu olan ve en azından benim saçlarımda sertleşme ya da matlaşma yapmayan bu ürün, çoğu saç ürünü gibi vaad ettiği şeyi birkaç yıkamalık gerçekleştirip tüm etkisini yitirdi. Bunu nasıl başardım bilmiyorum ama neredeyse her gün saçlarını yıkayan biri olarak 10. yıkamaya ulaşmam iki haftamı aldı. 2 hafta sonra, bu süreç içinde saçlarımın %124 güçlenmesi gerekirken (kendi söylemleri) benim saç teli kaybım giderek artmaya başladı. Üstelik normal şartlarda çok dikkatli olmamama rağmen bu iki haftalık süreçte sadece bir kez, Peter Thomas Roth şampuanı denemek amacıyla şampuanımı değiştirdim.

Lorealinstant

Şimdi yaklaşık 1 aylık bir sürecin sonundayız ve ben eskisinden daha yoğun bir saç dökülmesi durumuyla karşı karşıyayım. Yine elimi at kuyruğuma attığımda 10’a yakın saç teli elimde kalıyor, yine duşta dökülen saçlarımı toplamaktan yorgun düşüyorum ve yine tarağımdaki saçları temizlemek onlarca dakikamı alıyor. Üstelik setin şampuan ve saç kremi dışındaki ürünlerini almanıza hiç mi hiç gerek yok. Kendileri doğru düzgün etki bile göstermiyorlar, aynı zamanda saç diplerinde kepeklenmeye bile yol açtığına şahit oldum.

Eğer siz de benim gibi artık saç dökülmesi probleminizin ciddi boyutlara vardığını düşünüyorsanız, ben bu ürünle vakit kaybetmenizi istemem. Ancak dönemsel olarak saç dökülmeleri yaşayanlar ve bunu genel olarak güçsüzlüğe bağlayanlar için daha başarılı bir ürün olabilir elbette. Üstelik gözlemlediğim kadarıyla artık şampuan ve saç kremi setleri halinde çoğu parfümeri ve kozmetik mağazasında yarı fiyatına satılmakta.

Ben kendisinden beklediğimi alamadım. Saç ürünlerinin zaman içerisinde ilk etkisini yitirmesi gibi sorunlarla hep karşılaştık ancak 10 yıkama gibi bir zaman dilimini vaad olarak sunup, o noktadan itibaren düşüşe geçen bir başarı grafiği benim bu setten soğumama sebep oldu. Bir daha alacağımı da sanmıyorum.

Eğer koparak dökülme problemlerine karşı önerdiğiniz şampuanlar varsa, benimle paylaşırsanız çok sevinirim!

 

%d bloggers like this: